|
Kültür
ve sanat adamlari anildikca içimizde yasarlar. Böylece
onlarin geriye biraktiklari eserler, degerler, izler, etkiler
nesiller boyu sürer. Insanlik yararina yapilan hiç
bir is asla bosa gitmez. Yapilan iyilikler denize atilsa da
bir gün karsimiza çikar. Bu bir kitapta oldugu
gibi, her hangi bir yerde düzenlenen anma toplantisinda
da olabilir. Iste böyle bir anma toplantisi geçtigimiz
günlerde Türkevi'nde yapildi. Türkevi'ni bilenler,
taniyanlar bu tür anma toplantilarina alisiktirlar. Ancak
son yapilan anma toplantisi ve beraberindeki sergi hem Türkevi
mudaimleri için yep yeni bir etkinlik hem de Türkevi
hakkinda önyargilara sahip zevatin akillarini durduracak
niteliktedir.
Mevlana felsefesini kendilerine referans alan Türkevi,
bir ayagimiz Anadolu kültüründe öbür
ayagimizla dünyayi dolasiriz esprisiyle yep yeni bir
etkinlige imza atmanin mutlulugunu yasamaktalar. Dostlar bilirlerki
Türkevi geçen yil da, Hollanda'da yillardir Nazim
Hikmet edebiyati yapan ama geçen yil yani Nazim Hikmet
yilinda, her denense duyarsiz kalan bazi Nazim edebiyatçilarina
parmak isirtir bir etkinlige imza atmanin mutlulugu yasamisti.
Türkevi için ideolojiler önemli degildi,
Türkevi için insanlik adina yapilan etkinlikler,
ugrasilar önemliydi. Bu gerçegi bazi önyargililar
da anlayacaklar bit gün !
Yazinin basligindan da anlasilacagi gibi bu seferki etkinlik
Felemenk sanatçi Jacques Brel hakkindaydi. Etkinlik
sadece Brel'le sinirli dgildi elbette. Izmir'li sanatçi
Dario Morena'da Türkevi'nin konugu oldu. Çogumuzun
yakindan tanidigi MokumTV
sahibi, gazeteci, yazar Mohamed el-Fers'in verdigi seminere
katilanlar Felemenk sanatçi Jacques Brel'i yakindan
tanima firsati bulmustu. Konusma uslubu ve hareketleriyle
siradisi bir yazar olan el-Fers Brel hakkinda da bir bibliyografya
kitabi yazmisti.
El-Fers'in
kitabi bu yil, yani Brel'in ölümünün yirmibesinci
yil dömünde genisletilerek ikinci baskiyi yapmisti.
Türkevi'nde Brel anilirken, Brel hakkinda hazirlanan
televizyon programi, konserlerden örnekler ve Brel'le
yapilan söylesiler, tüm gece boyu Amsterdam Salto
kanalindan tekrarlanarak yayilaniyordu.
Brel Avrupa'nin siyasi bas kentlerinden Brüksel'de dogmustu.
Genç yasta yakalandigi bir hastaliktan kurtulamayan
Brel yimibes yil önce Paris yakinlarindaki Hospital Franco-Musulman'da
hayata gözlerini kapamisti. Kaldiki ayni yil Brel'in
'Ne me quitte pas' adli sarkisi Fransizlar tarafindan yüzyilin
sarkisi ilan edilmisti.
Felemenk sanatci Brüksel'de dogup Fransa'da meshur olmasina
ragmen Amsterdam'la olan bagi Brel'i Hollanda'da da meshul
kilmisti. Bizim nesilden orta ve liseyi Hollanda'da okuyanlar
edebiyat derslerinde, Fransizca derslerinde mutlaka Brel'in
Amsterdam sarkisini okumuslar veya duymuslardir. Zira Brel
'eger ask varsa, bütün bu kavgalar, ölümler
ve savaslar neden' sorusuyla mesgul olmus ve 60'li, 70'li
gençliginin idolu olmustur. Hollandali sanatci Liesbeth
List Jacques ise Brel'i Hollanda'ya tasiyan, ölümsüz
yapan bir sanatçidir.
Brel'in kelimeleri ve yaptigi müzik yeni nesillerin beleklerine,
duygularina ve kalplerine islerken, ressamlarin da parmaklarina
islemistir. Daha ölümünün onuncu yilinda
bile bir çok ressam, karikatürist yapitlarinda
Brel'in sarkilarini yansitmislardir. Van Rosinski'den Jean-Claude
Servais'e, Bob De Moor'dan Dany of Derib'e uzanan bir kulvarda
Jacques Brel nesillerin, kültürlerin bulustugu toplumsal
bir deger halini almistir.
Ölümünün yirmibesinci yildönümünde
de Brüksel'de yil boyu düzenlenen etkinliklerle
Brel anilmaktadir. Sanatçilar yapitlarinda sanki Brel
yasiyormuscasina firça ve kalem sallamaktalar. Öyleki
bu seven ve sevilen Brüksel'li sanatci ve onun sarkilarindaki
sonsuzluk arayisini, degisikliklerle ugrasisini, isyanini
ve hayat anlayisini yeniden sunma çabasindalar Belçikali
sanatçilar.
Jacques Brel'in çogu zaman sarkilarinin konusunu 'ask,
hassasiyet ve izdirap' olusturmaktadir. Onun meshur 'Amsterdam'
sarkisida böyle duygularin karmakarisikligindan olusmaktadir.
Brel'in kizi France Brel'e göre Amsterdam sarkisi vasiyetname
gibi bir sarkidir. Bu sarki içinde yok yoktur. Brel'in
karakteristigi, Kuzeylilik, liman atmosferi, erkeklerin birbirlerine
olan hisleri, hayat kadinlarinin kokusu, Amsterdam sarkisinin
içerigini olusturur.
Söz Brel'in Amsterdam sarkisindan açilmisken,
Brel'in Asterdam'a olan özel ilgisi ya da Amsterdam'in
Brel üzerindeki etkisinden bahsetmemek olmaz.
Mohamed el-Fers'e göre eger Felemenk sarkicinin Amsterdam
hatiralarindan bahsetmek gerekirse bunlarin basinda Westerpark
mahallesi gelmektedir. Brel'in Westerpark'ta verdigi konserlerin
sonuncusu Brel'in hatiralarinda önemli bir yer etmistir.
Yil 1963, ay Subat yer De Hoeksteen/Marcanti, hava soguk mu
soguk. Brel arka arkaya bes defa konser verdigi New York'tan
gelmektedir Hollanda'ya. Konsere ilgi o kadar fazlaki, bir
çok kisi geri dönmek zorundadir. 55 dakikalik
süren konseri Avro televizyonu tarafindan yayinlanmistir.
O gün ilk defa Amsterdamlilara söyledigi 'Le pendu'
(Idam-Asmak) adli sarkisini repertuarina almistir.
Brel'in Amsterdam'a olan bir baska ilgisi de hiç süphesiz,
Brel'in Amsterdam sarkisina ilham kaynagi olusturan sanatçi
kahvesi 'De Kuil' dir. Damrak'la Nieuwendijk arasindaki küçük
bir caddede yer alan De Kuil belki Amsterdam'in en eski kahvelerindendir.
Her ne kadar kahve De Kuil ismini 1921'de alsada, kahvenin
ana duvarlarinin yapilisi 1455 yilina kadar geri gitmektedir.
De Kuil'de yine bir baska meshur Amsterdam'li 'Johnny Jordaan'
tam yedi yil sarki söylemistir.
Brüksel'li Jaques Brel ve Izmir'li Dario Moreno baglantisi
çok ilginçtir. Sadece müzikle ugrasmayan
Brel ayni zamanda film, tiyatro ve müzikal skeçlerle
de ilgilenmistir. Çok az insanla birlikte çalisan
Brel Izmir'li Moreno ile Ispanyol edebiyatinin en mesgur destanlarinda
"Le Mancha'nin Donkisotu" nu "Le Mancha'nin
Adami"adiyla sahneye koymustur. Oyunda Brel Donkisot
rolünü alirken Moreno da usak rolünü almaktadir.
Bilindigi gibi Le Mancha'nin Donkusotu'nun temasi klasik Bati
edebiyatinda önemli bir yere sahip olan Romoe ve Juliet
destaninin benzeridir.
Dario Moreno'nin gerçek ismi Davi Arugete olup, 1921'de
Izmir'de Türk bir baba ve Meksikali bir anneden dünyaya
gelmistir. Küçük yasta babasini kaybeden
Dario, annesiyle birlikte Meksika'ya göç etmis
ve ögrencilik yillarindan itibaren müzikle ugrasarak
Amerika'da ve Avrupa'da ün yapmistir. Hayatinin sonuna
kadar Türk vatandasligini koruyan Dario ilk defa 1954
yilinda Istanbul'da Fransizca sarkisini söylemistir.
Ilginçtir Dairo program için geldigi Istanbul'da
beyin kanamasi geçirerek Türkiye'de ölmüstür.
Bizim neslin Dario'yu tanimasi pek beklenemez. Zira bizim
nesil, birakin uluslararasi sanatçilari ülkedeki
sanatçilari bile (üç bes ideolojik sanatçi
hariç) tanima firsati bulamaisti. Çünkü
topluma merhaba dedigimiz yaslarda o toplumu kurtarmamiz gerektigine
inandirilmistik. Gerçi aradan yillar geçmesine
ragmen ne o toplum kurtulmustu ne de biz dünyaya ayak
uydurabilmistik. Belki bizden önceki neslin farki vardi.
Muhtemelen bizden önceki kusaklar için Dario vazgeçilmez
bir sanatciydi, sonradan kesfedilmis bir aktördü.
Buna canli bir örnek Hürriyet yazari Hadi Uluengin'dir.
Uluengin Dario hakkinda sunlari söyler: "Haydi Dario
mambo, kalipso, salsa, tango, sanson, göbek havasi; ve
Meksika ve Küba ve Türkiye döktür, döktür
de bütün lisanlardan notalarla yikanalim !
.
Dario Moreno biliyorum, seni tekrar kesfetmek için
ölümünün ardindan otuz yil geçmesini
bekledigim için bana kizmadigin söyleyeceksin!...
Ama kesin olan su ki ister Fransizca ''La Marmite''yi, ister
Ispanyolca 'Perfidia' 'yi, ister Ingilizce ''Papa loves mambo''yu
söylesin Türkçe ''Deniz ve mehtap''i isitmiiim
ve de aslen ''yerli'' oldugunu biliyorum ya, burnu Kaf Dagi'ndaki
bendeniz on parmaginda on marifet olan sanatçiya fazla
yüz vermedim."
Biz ise Izmir'li Dario Moreno'yu Brüksel'li bir sanatçinin
yrimibesinci ölüm yildönümünde tanima
firsati bulabilmistik.
Dario burada verebilecegim bir tek örnek, belki Dario
gibi yerli ve yabanci onlarca, yüzlerce örnek var.
Toplumla tanistigimizda, sosyallesmeye basladigimizda, sahsiyetimizin
olusmaya basladigi yaslarda, bize önyargilari, komplo
teorilerini, suni düsman yaratmayi, siyasi-ideolojik
kaplasmalari siringalayanlar, sevdirmeye çalisanlar,
sartlandiranlar edebiyati, sosyolojiyi, sanati, felsefeyi,
diyalogu sevdirselerdi olmaz miydi? Türk klasiklerini,
Bati klasiklerini, dünya klasiklerini anlatsalardi olmaz
miydi? Heey, Hat! Olmadi iste. Olmadi. Tarihin bir çilvesi
mi? Bilemiyorum.
Veyis
Güngör ve Maddly Bamy
|